TÜRK TANRILARI VE RUHLAR

TANRI ÜLGEN BAY

Ülgen göğün 16. katında Altın dağda ikamet eder ve altın bir taht üzerinde oturur. Tahtı ay ve güneşin ötesindedir.  Ülgen, gök cisimlerini yönetir, yağmur yağdırır, gök gürültüsü ve yıldırımları da o gönderir. Tanrı Ülgen biri ak biri kara taşla gelerek ateşin nasıl yakılacağını insanlara öğretmiştir.

Ülgen de dualarda, beyaz parlak “ak ayas”, parlak hakan “ayas kaan”, gürültücü “künürtçi”, yakıcı “küygekçi”, şimşekçi “yalgınçı” gibi ifadelerle nitelenir. Bolluk bereket ve refah veren bir gök Tanrısıdır. Yıldızları o idare eder.

Ülgen’in yedi oğlu vardır. Karakuş, Karşıt, Buura kan (pura kan), Burça kan, Baktı kan (paktı kan), Er kanım. Ülgenin sayıları dokuzu bulan kızları ak kızlar ve kıyanlar denilen ilham perileridir. Şamanlara, ayin yaparken ilahilerini bu kızlar ilham ederler.

Türk mitlerinde, çift başlı kartallar, gök direklerinin veya kayın ağacının tepesinde tasvir edilir ve tanrı Ülgen’in sembolü olarak görülür. Tanrıya açılan göğün kapısını da bu çift başlı kartal bekler. Bu kartallar gökten yıldırım indirir.

TANRI ÜLGEN

 

 

TANRIÇA ÖTÜGEN – YER TANRIÇASI

Bazı araştırmacılara göre Etügen / İtügen Yer Tanrıçasına verilen bir isimdir. Seyidov’a göre de Ötügen, devleti ve hakimiyeti koruyan bir ilahedir. Cengiz han Ötügen’e “ötügen anamız” der. Ayrıca bazı araştırmacılar, bir şaman ismi olan “utagan” kelimesinden türediğini ve bu kelimenin Türkçe “döl yatağı” anlamına geldiğini söyler.

İtügen, hayvanları ve toprak ile ilgili tüm ürünleri koruyan bir tanrıçadır. Aslında Yer Tanrıçası ile doğum ve üretim arasındaki bağ neredeyse evrenseldir.

Toprak ana 8 köşeli veya dört köşeli bir kadın ruhu olarak düşünülmüştür.

Türklerde Satürn gezegeni toprak yultuz olarak bilinir ve sarı rengi yer ananın göbeği sayılan dünyanın merkezini sembolize eder.

TANRIÇA ÖTÜGEN

 

 

TANRI KIZAGAN

Ülgen’in oğludur. Göğün 9. katında oturur. Çok kuvvetli tanrı anlamına da gelir. Roux’a göre 9. Kat Mars’ın konumlandırıldığı gök katıdır. Kızagan Tanrı, Banzarov’a göre, savaş tanrısıdır. Onlarca tehlikeli geçitlerde orduyu yönetmek ve düşmanı yenmekte, bu koruyucu ruhun yardımı olur. Altay Kamı göğe çıkarken Kızagan Tanrı’yı “Kırmızı yularlı, kızıl erkek deve sırtında, gökkuşağı asalı baba!” diye çağırır. Buna bakarak, onun kırmızı renk ile simgelendiği sanılmaktadır.

Hsiung-nu’lar yemin ederken Gök Tanrıyla birlikte göksel kılıç ve Mars gezegeni simgelerini kullanırlardı. Mars gezegeni, silahlar (özellikle kılıç) ve madenlerden bakırla ilişkiliydi. Mars’ın kızıl rengi Türkleri çok etkilemiştir ve bundan dolayı bakır sokum denmiştir. Anadolu da parlak ve erkek anlamına gelen Yaldırık da denir. Ögel’e göre; sokım, bir ağaç parçasıdır, içi oyulur üç tarafından delinir ve okun üzerine konur. Bu ıslıklı bir oktur. Göktürk devrine ait eserlerde de üç dilimli demir ok uçlarına rastlanır. Türklerde Mars gezegeninin biçimsel simgeleri, tek oklu daire, ok, kılıç, kargı ve tulga’dır.

TANRI KIZAGAN

 

 

TANRI MERGEN

Her şeyi bilen, akıllı Mergen Tengere Göğün 7. katında oturur. Mergen kelime anlamı olarak okçu nişancı anlamına gelir.

Bu anlamda Mergen, Yunan mitolojisindeki Hermes’i (Merkür) anımsatır. Hermes, akıl tanrısıdır ve bütün bilgilere sahip tanrı olarak kabul edilir. O karanlığın güçlerini yenen tanrıdır, çünkü “o her şeyi bilir ve her şeyi yapabilir”.

Jung’a göre avcı imgesi bir tanrı imgesidir ve göksel karşılığı Merkür’dür.  Hermes (Merkür) aynı zamanda gizli bilginin tanrısıdır.

Emel Esin’in Merkür’le bağlantılı gördüğü bir Uygur Alp’inin başında Hermesin ki gibi okçuluk da ustalık işareti olan çift kanat vardır.

Eski Türkler Merkür’e dilek yıldızı adını vermişlerdi. Ona karşı dilekler dileyerek, bu dileklerin yerine gelmesini beklerlerdi.

 

TANRI MERGEN

 

 

TANRIÇA UMAY

Umay, çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır.

Türk mitlerinde, Umay anaya, savaşa giden yiğitler, savaşta başarı kazanmak için dua ederler ve ona “Umay beg” gibi eril bir nitelik vererek seslenirlerdi. Bazı topluluklarda da Umay ölüm meleğidir. Sümer mitlerinde de Venüs ile özdeşleştirilen İnanna, hem aşk hem de savaş tanrıçasıydı. Yani hayatı ve ölümü yönetiyordu. Ne kadar güçlü olduğunu belirtmek için de hermafrodit (eril-dişil) olduğu söyleniyordu.

Venüs, sabahyıldızı iken savaşı, akşam yıldızı iken sevgiyi temsil etmektedir. Venüs, kamların davulları üzerinde, ak bir ata binen ve elinde yıldız tutan bir binici olarak tasvir edilmiştir.

Beş uçlu yıldız işareti Venüs’ün sembolüdür. Venüs her sekiz yılda bir beş kez güneşle kavuşum yapar. Sekiz yıllık sürede Venüs’ün yaptığı bu beş kavuşum noktasını 360 derecelik bir daire üzerinde işaretleyip karşılıklı olarak birleştirdiğimizde birbirleriyle yüz ellilik açılar yaptığını görürüz ve karşımıza beş köşeli yıldız, yani pentagram çıkar.

Orta Asya da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insan biçimci bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir. Eski Türkler onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir.

 

TANRIÇA UMAY

 

 

TANRIÇA AYZIT

Ayzıt bir güzellik Tanrıçasıdır ve yaratıcı kadın demektir. Ayzıt adı Yayuçi adıyla aynı köktendir. Ayzıt yazın ve kışın güneşin doğduğu ve battığı yerdedir ve üçüncü kat gökte oturur. Bu tanımlamalar, göksel küre Venüs’ü anımsatır.

Venüs çoğu zaman, Güneş battıktan az sonra batıda ya da Güneş doğmadan az önce doğuda görünür. Bu nedenle Venüs’e «Akşam Yıldızı», «Sabah Yıldızı» adları verilir.

Ayzıt güzelliğin sembolüdür. Bu anlamda Sümer ve Yunan mitlerindeki İştar ve Afrodit’e (Venüs) benzer. Süt gölünden getirdiği damlayı çocuğun ağzına damlatır ve çocuğa ruh verir. İnsan yavrularını, kadınları, hayvanları ve hayvan yavrularını korur. Simgesi, Kuğu kuşlarıdır. Ayzıt’ı simgeleyen kuğular kutsal sayılır ve dokunulmaz. Kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca kız olur.

Ayzıt gökten gümüş tüylü bir kısrak suretinde iner. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanır. Ayzıt şaman dualarında şöyle tarif edilir. “Başında ak gökten ak bir kalpak, çıplak omuzlarında ak gökten bir atkı, baldırına kadar siyah bir çizme. Bu şekilde bir kayaya yaslanarak uyumuştur veya ormanda dolaşmaktadır”.

 

TANRIÇA AYZIT

 

AYZIT'IN KIZI 

 

 

BEYAZ YARATICI TANRI - ÜRÜNG AYIG TOYON

Bazı eski Türk inançlarına göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür. Kainatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur. Eliade aynı tanrıya ata bey de dendiğini söyler.

İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır.

 

 

TANRIÇA KÜBEY

Ulu Tanrıçayla veya su simgeciliğiyle (hayat suyu) ilişkili olan ve ölümsüzlük kaynağıyla (hayat ağacı) özdeşleştirilen, tükenmez bereketin, mutlak gerçekliğin ve yaşamın simgesi olan ağaç, Türk mitlerinde de aynı özellik ve işlevlere sahiptir.

Tanrıça, aynı zamanda yeniden doğuşun ve ölümsüz hayatın kaynağıdır. Ulu Tanrıça, yaradılışın tükenmez kaynağının bir kişileştirmesidir.

Bazı Türk inançlarına göre Doğum Tanrıçası Kübey-Hatundu ve kökünden hayat suyu akan ağacın içindeydi.

Er Sogotoh destanında mitolojik bir ağaç tasviri şöyledir. “Yarı beline kadar çıplaktır. Alt tarafı ağaç köklerini andırır. Orta yaşlı ciddi bakışlı bir kadın kabaran göğüslerinden süt verir.”

Bazı inançlara göre; sekiz köşeli dünyanın sarı göbeğinden çıkan ağaç, tanrıdan süslüymüş, ağaçtan sarı bir su çıkarmış, bu sudan içen hayat bulurmuş.

Tüm diğer evrensel kültürlerde olduğu gibi, Türkler de ağaca kutsallık ve tanrısallık atfetmişlerdir. Ağaç Tanrıça'nın ikametgahıdır. Şamanlar, göksel yolculuklarında, göğün kendisini temsil eden yedi ya da dokuz dallı kutsal kayın ağaçlarını seçerler. Özellikle beyaz ulu kayın ağaçları ilahi ve kutsal kabul edilir.

 

TANRIÇA KÜBEY

 

 

ATEŞ TANRIÇASI ( OD ANA – ATEŞ ANNESİ)

Ocak tanrıçası dişi bir varlık olarak düşünülmüştür. Yakut Türkleri ocak yaparken sekiz kenarlı ana-hatundan izin alırlar. Altay Şamanları dualarında atamızın yaktığı üç ateş, anamızın gömdüğü üç taş ocak diye dua ederler. Ateş tanrısı ve ocak tanrıçasına dua ederken “üç” sözü sürekli tekrar edilir. Üç sayısı eril bir sayıdır. Ama, ucu yukarıya bakan üçgen, ateş unsurunu ve erilliği ifade ederken, aşağı dönük üçgen, dişil unsuru ve ocağı sembolize eder.

Yakut Türkleri ateş tanrıçasını ak saçlı bir kadın olarak görürler. Buryatlar ise, kırmızılar giymiş yaşlı bir kadın olarak veya ateşin yalımıyla dalgalanan yeşil veya kırmızı ipekten kaftan giymiş bir kadın olarak da düşünmüşlerdir. Bir başka şaman duasında da şöyle tasvir edilir. “sen karanlık gecelerde, genç kızlar gibi saçlarını dalgalandırarak oynuyorsun! Kırmızı ipekli kumaşlar sallayarak, genç al kısrak üzerinde geziniyorsun”.

 

 

 

 

AL KARISI - AL BASTI

Ulu Ana yani Ana Tanrıça arketipinin olumsuz türevidir. Albastı, Al karısı, genellikle kırmızı siyah uzun elbise giyer.

Bazı mitolojik metinlerde ise, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır. Bazı edebi metinlerde çirkin, saçları dağınık, avurtları çökmüş, güçlü kuvvetli ve uzun boylu olarak tasvir edilir. Bazı inançlarda “cadı kadın” anlamında kullanılır. Baş al bastı, iri gözlere sahip, baştan aşağı demir giyimli ve erkektir.

En çok sevdiği şey atların yelesini örmektir. Onu yakalamak için elbisesinin yakasına bir iğne saplamak gerekir.

Lohusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis, adlarıyla da anılır. Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir. Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.

Demirden ve kırmızı renkten korkar. Ahırlara girip at yelesi örmekten hoşlanır. Al ruhu, dizlerine kadar sallanan göğüslerini, omuzlarının üstünden geriye atan, karışık saçlı, acayip görünüşlü bir kadın olarak da düşünülür. Şorların mitolojik inançlarına göre, Albas su sahibinin adını bildirir. Kızıl uzun saçlı olan su anasının kızıl renkli bir tarağı vardır. Türk halk inanışlarına göre, Al ruhunun gücü, uzun sarı saçlarındadır.

 

 

 

UTKUUÇİ

Kurbanı Ülgen’e ileten bir ruhtur. Güler yüzle karşılayan anlamına gelir. Gökyüzünde yaşar, Ülgen’e en yakın ruhtur.  

 

 

 

YAYIK HAN

Talay-Han da denir. “Coşarak yayılmış su prensi” anlamındadır. Kenarı kızıl buluttan dizgini ebekuşağından kamçısı şimşek olarak tarif edilir. Dağ başlarında oturur.

Şaman duaların da Yayık şöyle tasvir edilir. “Ülgen Bay’ın habercisi, kızıl bulut kenarlı, gök kuşağı dizginli, solgun şimşek kamçılı, gökten haber alan Ak Yayık, üç boğumlu Ak Yayık, altın kenarlı Ak Yayık”.

Yayık, tufan, ulu deniz, ulu ırmak anlamında da kullanılmıştır.  

Türkler büyük denizler için “yayık su” deyimini kullanır. Yayık Han coşup taşan ve kabaran suların ruhu sayılır ve yeryüzündeki suların ona ait olduğu varsayılır. Yayık Han’ın tufanla da ilişkisi vardır.

 

 

KARLIK

Suyla ile birlikte görülen ve onunkine benzeyen görevi olan bir ruhtur. İşareti dumandır.

 

 

 

SU İYESİ – SU PERİSİ

Su iyelerinin hepsi sularda yaşar. İnsanlara zarar vermezler. Onların yaşadıkları sarayın girişi, nehirlerin derinliklerinde bir taşın altındadır

Pınarlarda yaşayan peri kızları, beyaz giyimlidirler ve cisimsiz varlıklardır. Kuş ve yılan kılığına girebilirler.

 

 

KARAKUŞ KARTAL ve KARTAL ANA

Bakır tırnaklıdır, sağ kanadı ile güneşi, sol kanadı ile ayı kaplar. Ona gök kuşu da denir. Büyük kartallar için Bürküt kelimesi kullanılır. Çift başlı kartallar, gök direklerinin veya kayın ağacının tepesinde tasvir edilir ve tanrı Ülgenin sembolüdür. Çift başlı öksökö kuşu gökten yıldırım indirir.

 “Semrük” adındaki kuş iki başlı kartaldır. Bu başlardan biri insan başı olarak da düşünülür.

Türk mitolojisinde, ay ve güneşi pençeleriyle tutan doğanlar görülür. Tuğ’lar bir boz doğan ile birlikte gökten düşmüştür. Tanrıya açılan göğün kapısını çift başlı bir kartal bekler ve tanrının sembolüdür. Bu kartallar gökten yıldırım indirir.

Türk mitolojisinde çift başlı kartallar ve gün ve ay simgeleri ying ve yang sembolüdür. Çinlilerin ying-yang sembolü olarak tasvir ettikleri kozmos ve kozmosun dönüşünü, Türkler karşılıklı iki hayvan yada kartal koymak suretiyle ifade etmişlerdir. Bu sembolik hayvanların döndükleri merkez, yer ve göğün ortasıdır. Türklerin Yaruk-Kararıg ilkesini, göğü anlatan yuvarlak plakalara sarılmış siyah ve beyaz kartallar temsil eder.

Türklerin milli ongunlarından olan kartal, Türk sanat ve kültür tarihinde astrolojik bir sembol olmuştur. Kartal sembolü, bir kağanlık sembolüdür. Kültiginin başlığında ve Selçuklu döneminde imparatorluk unvanı olarak kartal sembollerinin göğüsleri üzerine yazılırdı. Kulaklı ejderhalar ve kulaklı kartallar Selçuklu Türk sanatına özgüdür.

 

 

 

 

GÖK SAKALLI HIZIR

Hızır anlayışı, Türklerde eski Türk düşüncesi ile bezenmiştir. Mitlerde kayın ağacından inip, insanlara yardım eden ve çocuklara ad veren “gök sakallı “ veya “aksakallı” ihtiyarlar görürüz.

Aksakallı yaşlılara ak-boz atlı tanıtması da eklenir. Altın sakallı “ay koca” olarak da tasvir edilir. Elinde hayvan başlı “çevgen” denen bir asa tutar, Ak-boz ata biner ve giyimi de aktır.

 

 

ASENA

Oğuz Kağan’a yol gösteren ve liderlik yapan kurt dişidir.

Göktürklerin kurttan türeyişi ile ilgili destan Bahattin Ögel’in Türk Mitolojisi adlı eserinde şu şekildedir:

“Göktürkler eski Hunların soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar halinde yaşamaya başladılar. Daha sonra Lin adını taşıtan bir ülke tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler, soyca yok edildiler. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır. Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, ona acırlar ve öldürmezler.  Çocuğun el ve ayaklarını keserek bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peyda olur ve çocuğu besler. Bir süre sonra kurt hamile kalır ve bir mağaranın içinde on çocuk doğurur. Zamanla bu on çocuk büyür ve evlenir. Zamanla her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi de bu on boydan biridir.

 

GÖK KURT

Hayvan Ata-Ana dediğimiz gök-kurt Türk destanlarında önemli rol oynar ve gökte simgelenen gezegensel tanrı ve tanrıça arketiplerinin yersel sembolleri olarak mitlere yansır. Göksel Tanrı ve Tanrıçaların yersel simgeleri, ilahi kutsal ruhlar olarak görülür ve tanrılaştırılır. Kozmik temelli ilk mitolojilerdeki simgeler, prototiptir (ilk örnek) ve sonraki süreçlerde üretilen masallarda da takip edilebilir.

Gök Kurt doğmuşlardır. Kurt sürülerini idare eden kurtlara gök kurt denir. Gök Kur,t Türk mitlerinde özel bir yere sahiptir, öyle ki Türkler kendilerine “göksel Türkler” anlamına gelen “Kök Türk” adını vermişlerdir.

Türkler, Hiung-nular çağından beri Ay’ın durumunu gözler ve Ay’la birlikte hareket ederlerdi. Yapmak istedikleri her şeyi dolunay da yaparlar ve özellikle askeri hareketlerin, onun tarafından yönlendirildiğini kabul ederlerdi. Ona göre; Ay, efsanelerin,  ataların ve kahramanların oluşumunda büyük rol oynar ve kendi ışınlarıyla, göksel denen hayvan formuyla yani Kurt ile belirginleşir.  Eliade’ya göre Ayın değer kazandırdığı simgeler aynı zaman da Ayı sembolize ederler.

Türk türeyiş mitlerinde öne çıkan, Ay ışığından gelen ve Türklerin atası ve anası olarak biçim kazanan imgenin yersel izdüşümü kurttur. İlahi özelliklere sahip Kurt ata ya da Kurt ana, hayvan arketipidir ve Tanrının ya da Ay’ın yerdeki sembolüdür.

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !